Tarih: 23.01.2026 23:26

Sn.Ali İnci neyi bir daha yeniden yapıyor ki?

Facebook Twitter Linked-in

Değerli okurlarımız, bizler anılarımızla birlikte hikayeler yazıyoruz. Çünkü bizler bu hikayeleri yazmazsak başkada daha büyük hikayeler nasıl yazılabilsin ki diyoruz ve buyrun hep birlikte bu yazımızı da okumaya başlayalım diyoruz;

Değerli milletvekilimiz Sn.Ali İnci 10 ocak gazeteciler günü dolayısıyla bizleri aramışlardı. Teşekkür etmiştik. Konuşmalar esnasında Hendek ile ilgili birçok şeylerde konuşmuştuk. Vekilim sizler bir vizyonersiniz demiştik. Evet Sn.Ali İnci bir vizyonerdi. Çünkü vizyoner demek yani vizyon sahibi olmak demek yine bizlere ait sözümüzle "Bir dağın arkasını görebilen" demekti. 

Bir dağın arkası görülebilirmi ki?

Bunu şöyle izah edebiliriz; Mesela şimdi hep birlikte buradan sosyal konutların yapılacağı Akpınar mahallesine gitsek; karşıya doğru yada sola doğru baksak ne görebiliriz ki? İşte tam karşımızda Keremali dağını, solda da Dikmen dağını görebiliriz. Öylede değilmi? 

Sonrada gidip Hendek meydanında dikilenlerle birlikte tekrar aynı yere gelsek ve onlara sizler ne görüyorsunuz desek? Onlarda tam karşımızda Keremali dağı, solda da Dikmen dağını görüyoruz diyeceklerdir. Başkada ne diyeceklerdir ki? Öylede değilmidir ki? 

İşte gördüğünüz üzere bizler ne görüyorsak Hendek meydanında dikilenlerde aynı şeyi görüyorlar. O zaman bizlerin yada sizlerin bir farkımız varmı ki? Yok değilmi? 

Bakmakla görmek arasında bir fark varmıdır ki?

İşte görebilen demek yani bakmakla görmek arasındaki farkı bilen demektir. Kur'an da Allah(c.c.) "Görmeniz için her şeyi yarattım" diye bizlere bakarken görmemizi yani düşünmemizi emretmektedir. Peki bunu nasıl yapacağız ki? Bunu da bir örnekle anlatmak istiyoruz. Oda şöyledir; Neredeyse mahallelerimizin tümünü gezdik. Her gittiğimiz mahallelerde fotoğraflar çektik ve yayınladık.

Bizlere ne güzel fotoğraflar çekiyorsunuz demişlerdi. Bizlerde fotoğraf çekmiyoruz. Bakarken düşünüyoruz demiştik. Yani burada başka neler yapılabilir? Ekonomi ve ticaret nasıl gelişebilir? Tekrar vatandaşlar nasıl mahallelerine geri dönebilir? İşte bizler aslında fotoğraf çekerken bunları düşünüyorduk. Düşündüklerimizi de fotoğraflara yansıtmaya çalışıyorduk. 

Boy aynaları yada kantarlar aslında başkada ne işe yarayabilir ki?

Sözün özü bakarken başımızın önündeki gözlerle değil başımızın arkasındaki aklımızla görmeye çalışıyorduk. Bunun için de önce kendimizi tanımamız gerekir. Zayıf ve güçlü yanlarımız nelerdir bilmemiz gerekir. Bunu da bir boy aynası önüne geçerek şöyle aşağıdan yukarıya boyumuza posumuza bir güzel bakarak yapabiliriz. Çünkü atalarımız "boyundan posundan büyük işlere kalkışma" diye boşuna söylememiştir. Öylede değilmi? 

Yada bir kantara çıkıp yine şöyle bir güzel kendimizi tartarak yapabiliriz. Çünkü yine atalarımız "kilon kadar konuş" diye yine boşuna söylememiştir. Yine öylede değilmi diyoruz.

İşte bu şekilde kendimizi tanıyacağız. Yani boy aynası önünde yada kantarın üzerinde; Benim eğitimim ne? Eksiklerim neler? Bunun için neler yapmam gerekir? Sahip olduğum misyonlarım yani değerlerim nelerdir? Sahip olacağım vizyonlarım neler olabilir? Bu misyon ve vizyonlarımla beraber neler yapabilirim? diye kendi kendimize soracağımız sorularla zayıf ve güçlü yanlarımızı bilebiliriz. Böylece de kendimizi geliştirerek yeni yeni çok daha güzel ve gerçekçi vizyonlar da çizebiliriz. Öylede değilmi ki?

 

Akla dönmek ne demek? Kemale ermek demek ne demektir ki?

Daha sonrada akla dönmek yani kemale ermekle ilgili bir şeyler yapabiliriz. Yani belkide çifter çifter üniversiteler bitirmiş olabilirsiniz. Yani belkide evlerinizde duvardan duvara içleri kitaplarla dolu kütüphaneleriniz de olabilir. Yada boyunuz posunuz kadar yine kitaplarda okumuş da olabilirsiniz. Bilemiyoruz diyoruz. Ama bildiğimiz tek bir şey var.

Oda "Bilgi sahibi olmadan düşünce yada fikir sahibi olunamaz. Kitaplar okunmadan da ne bir bilgi yada ne bir düşünce veya nede bir fikir sahibi de olunamaz." Öylede değilmidir ki? İşte bu yüzden ilçemizdeki neredeyse bütün siyasetçilerimize ve tanıdığımız iş insanlarına kitaplar hediye etmiştik.

Kur'an da Allah(c.c.) "Aklını kullanmayanların üstüne her türlü müsibet ve her türlü pislikler yağdırırım" olarak bizlere akla dönmemizi emrediyor. Yani kemale ermemizi emrediyor. İşte akla da böyle dönebiliriz. İşte kemale de böyle erebiliriz. Yani okumakla hemde çok okumakla kemale erebiliriz. Çünkü Kur'an da ilk emir de "Oku" dur. Öylede değilmi?

Hendek'in başkada bir markası nasıl olabilir ki?

Gelelim kültür sahibi olmaya. Bunun içinde bol bol gezmek gerekir. Yaşadığınız yerlerin tarihi, doğal zenginlikleri ve kültürlerini de görmek ve bilmek gerekir. Ayrıca kültürlerin içerisine girerek yaşadıkları yerleri ve yaşadıkları yerlerde geçimlerini neyle sağladıklarına ve örf adet ve geleneklerine kadar herşeyi görmek ve bilmek gerekir. 

Çünkü kültür sahibi olmak için bol bol gezmek gerekir. Bizlerde Hendek'te 8 kültür de yaptığımız Kültürler ve Kültürel Yemekler programlarını işte bu yüzden yapmıştık. Ayrıca hem kültürler gelecek kuşaklara aktarılacak hemde ekonomik değerler oluşturulacaktı. Sonuçta da Hendek Kültürel Yemekler Festivali ile de Hendek'in bir markası olacaktı. 

Ama olmuyor. Neredeyse 6 yıl oldu. Ama hala hiçbir şey yapılmıyor. Oysa hesabını da yapmıştık. Yani ülkemizde kültürel yemekler festivallerini takip eden 800 bin kişilik bir turizm potansiyeli var. Bunlardan Hendek Kültürel Yemekler Festivali'ne 10 bin kişi gelse kişi başı 10 bin TL harcasa 100 milyon eder. 

Yani Hendek Belediye bütçesinin üçte biri eder. Zamanla 100 bin kişi gelse 1 milyar eder. Yani Hendek Belediye bütçesinin üç katı eder. Olur mu? Olur değilmi? Çünkü Hendek tarihi ipek yolu üzerindedir. Şu anda da içinden ve etrafından uluslararası üç yolun geçtiği dünyalar güzeli bir yerdir. Öylede değilmidir ki?

Sonuç olarak bizlerde; İşte vizyon sahibi olmak da yine bizlere ait sözümüzle "Bilgi sahibi olmak için okumak; Kültür sahibi olmak için gezip görmek; Vizyon sahibi olmak içinde her ikisini de yapmak gerekir" diyoruz.

Ayrıca Hendek'te ki tüm siyasetçilerimize de "bir minibüs alınız yada kiralayınız ve yönetim kurulları ve kadınlar kollarıyla birlikte tüm mahallelerimizi haftada bir kez yada ayda bir kez geziniz, gidip oraları yerinde görünüz ve halkımızı da oralarda yerinde dinleyiniz" demiştik.

Sn.Ali İnci nasıl bir vizyon sahibiydi ki?

Bu biraz uzun girişten sonra ana konumuza dönebiliriz diyoruz;

Evet Sn.Ali İnci vizyon sahibiydi. Hiç kimsenin göremediğini görüyordu. Hiç kimsenin düşünmediğini düşünüyordu. Çünkü çocukluğundan bu yana köyde gaz lambasının ışığında sabahlara kadar kitaplar okuyordu. Eğitimliydi. Üniversite bitirmişti. Eğer bunları yapmasaydı bir iş insanı, 20 yıl belediye başkanlığı ve milletvekilliği yapabilirmiydi? Yapamazdı değilmi? Ayrıca evinde oturmadan sürekli mahallelerde sürekli halkın içindeydi. 

Burada bir anımızı anlatmak istiyoruz. Belediyeye bir konuyla ilgili bilgi almak için gitmiştik. Yoklarmış. Nerede diye sorduk? Mahallelerin birinde belediye yol açıyormuş ama vatandaşlardan bazıları istemiyormuş. O yüzden Sn.Ali İnci'de oraya gitmiş. Gittiğimizde birkaç kadın kepçenin önünde duruyordu. Buradan yol geçirtmem diye bağırıp çağırıyorlardı. 

Sn.Ali İnci'de kadınlara doğru "Bırakın şimdi yolu molu soğuk bir ayranınız yokmu? Sıcaktan başıma güneş geçti" demişti. O bağırıp çağıran kadınlar bir an durdular. Sonrada "olmazmı var tabi. Gel hele şuraya bir otur" dediler. Beraberce birlikte çardağa oturdular ve soğuk ayran eşliğinde bir güzel sohbet ettiler. Sonrada kepçe de o yolu bir güzel açmıştı. 

Önce çok şaşırmıştık. Sonrada "tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarırmış" sözü aklımıza gelmişti. Kadınlar kepçenin önünde bağırıp çağırırken Sn.Ali İnci sakin kalarak vatandaşlarla ne güzel bir diyalog kuruyor demiştik. Kimseyi hor görmeden ve bağırıp çağırmadan ne güzel ikna ediyor demiştik. Çünkü belediye kanunu var. Belediye kamu yararı için gerekli olan her yeri yeşil alana çevirebilir. Yine kamu yararı adına her yerin yüzde kırkına da el de koyabilir. Hemde bedelsiz olarak. 

Sn.Ali İnci bunları çok iyi biliyordu. Çünkü yıllarca belediye başkanlığı yapmıştı. Çocukluğundan beride hep kitaplar okuyordu. Belediye kanununu da okumuştu. Ama vatandaşını bağırıp çağırarak terslemeden, kırmadan ve üzmeden ikna ederek gönlünü almaya çalışmıştı. Çünkü "ne yaparsa yapsın yerlerde göklerde ondan daima razı olmalıydı". Bunu da çok iyi biliyordu.

Peki Sn.Ali İnci nasıl bir vizyon sahibiydi ki? Nasıl bir dağın arkasını görebiliyordu ki? Çünkü çok okuyordu. Çok geziyordu. Sürekli de halkın içindeydi. Gittiği yerlere gözüyle değil aklıyla bakıyordu. Yani sözün özü bakarken görmeyi biliyordu. Sonuçta da ne yapması gerektiğini düşünüyordu ve gereğini de yapıyordu.

Sn.Ali İnci neyi görmüştü ve neyi düşünmüştü ki?

Mesela neyi bakarken görmüştü ki? Yada neyi düşünmüştü ki? Gençleri görmüştü ve gençleri düşünmüştü. Çünkü gençlerin başıboş bırakılmaması gerektiğini görmüştü ve düşünmüştü. Çünkü gençlerin gidebileceği sosyal yerler olmazsa gençlerin ya kahveye ya kafeteryaya gideceğini yada sokaklarda, köprü altlarında ve karanlık yerlerde karanlık insanlarla olabileceğini görmüştü ve düşünmüştü. Veya Hendek meydanında boş boş dikileceğini görmüştü ve düşünmüştü.

Çünkü "insanlar insanlarla gelişirmiş" ve yine "gençler neyi görürlerse onu yaparlarmış" sözlerimizde de olduğu gibi gençlerin kötülüklere bulaşabileceğini görmüştü. Çünkü insanlar sosyal birer varlıklardır. Bir araya gelip birlikte bir şeyler yapmak isterler. İşte bu yüzden HGM -Hendek Gençlik Merkezi'ni- kurmuştu. Burada da bir anımızı anlatmak istiyoruz. Daha önceden de gazetesehirvizyon.com adlı gazetemizde Ali İnci'nin farkı neydi? adlı haberimizde yazmıştık. Oda şöyleydi;

HGM inşaatı devam ederken ne olmuştu ki?

"HGM inşaatı devam ediyordu. O zamanlarda belediyede çalışan ve benimde değerli bir dostum olan Sn.Abdullah Bozalan bizleri aradılar "Kayhan abi, HGM için makine mühendisi ve elektrik mühendisi lazım. Hakediş almamız için imzalarınız gerekiyor. Yaparmısın? dedi" Bizlerde "elbette" dedik. "Elektrik mühendisi bir arkadaşımızla görüşüp hemen döneriz" dedik. 

Abdullah Bozalan "Abi maaş olarak kaç para düşünüyorsun" dedi. Bizlerde "Ne parası dedik. Burada hem bizlerin hem de Hendek'in çocukları yüzecek ve spor yapacak. Hiçbir şey istemiyoruz" dedikO da "Kayhan abi sen ne kadar büyük bir adamsın. 8.500 tl maaş verdik. Az buldular , kimse gelmedi " demişti. O zamanlarda mühendis maaşlarımız o paranın beşte biri bile değildi.

Bizler ve arkadaşımız o şekilde hiçbir ücret talep etmeden ilçemiz için, halkımız için ve çocuklarımız için elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık. İşte Elk.Müh.Arkadaşımız , Sn. Abdullah Bozalan, Sn. Şenay Sakal ve Sn. Ali İnci daha sağlar.

HGM neden devredildi ki?

Hendek Gençlik Merkezi'nde bizlerin olduğu gibi tüm Hendek'in çocukları oyun parkında oynadılar. Gençler bowling, bilardo ve masa tenisi oynadılar. Giriş kısmında sergiler yapıldı. Çokda güzel bir kafeteryası da vardı. Ayrıca yüzmede çok başarılı sporcularda çıktı. HGM Hendek'in yeni bir sosyal alanı olmuştu.  

Ama daha sonra HGM Gençlik Merkezi devredildi. Çok yazılar yazdık. Yapmayın etmeyin dedik. Dinletemedik. Çünkü çocukları da gençleri de üzmeyin anneleri de ağlatmayın dedik. Ama yine de dinletemedik. 

Yeni Hendek Gençlik Merkezi neden bu kadar önemli ki?

Şimdi imkanı olan ailelerin çocukları Adapazarı'na gidiyorlar. İmkanı olmayanlar gidemiyorlar. Gençler Hendek meydanında boş boş dikilebiliyor. Ya kahvelerde ya kafeteryalarda yada sokaklarda olabiliyor. Sonrada sahte mutluluklar dediğimiz alkol, kumar, madde bağımlılığı, fuhuş, yada şiddet gibi kötülüklere bulaşabiliyor. Sonunda da karanlık yerlerde aşağılık, soysuz, merhametsiz ve vicdansız karanlık insanların oyuncağı olabiliyor. 

Çünkü çoğu gençlerin ne üstünde ne başında nede cebinde de yoktur. Çoğu anne ve babalarında doğru dürüst bir eğitimleri de yoktur. Yine çoğu anne babaların da kitap okudukları da hiç yoktur. İşte o yüzden böyle sosyal alanlar çok önemlidir. Bu yüzden değerli vekilimiz Sn.Ali İnci tekrar çok büyük bir iş yapmıştır. Bir daha yeniden Hendek Gençlik Merkezi'ni kurdurmaktadır.

Sn.Ali İnci bu sözü ne için söylemiş olabilirdi ki?

Ayrıca bir konuya daha girmek istiyoruz. Oda şöyleydi. Hendek'in çok değerli ve çokda saygın duayen gazetecilerinden Sn.Ahmet Çileci ile birlikte Sn.Ali İnci'nin hayatını anlatan bir program çekmiştik. Amacımız da; Yetim bir köy çocuğunun nasıl bir iş insanı ve nasıl da çok sevilen bir siyasetçi olabildiğini anlatabilmek ve Hendekli çocuklara bir örnek model olarak sunabilmekti. 

Programın sonunda Sn.Ali İnci "Hayatım boyunca hep merhametli oldum. Traktörle tarla sürmeye gittiğimde; tarla sahibinin üzerindeki yamalı pantolonu görünce para almıyordum. Bazende gittiğim yerlerde az para alıyordum. Sadece mazot parası alıyordum. Çünkü benim imkanım vardı ama onların yeteri kadar imkanı yoktu. O yüzden hayatım boyunca bunu hiç unutmadım. Vatandaşlarıma karşı hep merhametli oldum" demişlerdi.

İşte Sn.Ali İnci "Siz yerdekilere merhamet edin ki gökteki de sizlere merhamet etsin" Hadisi Şerifi'ni çok iyi biliyor ve hayatını da ona göre şekillendirmeye çalışıyordu. 

Son olarak bizlerde; değerli vekilimiz Sn.Ali İnci'ye Hendekli gençler ve anne babalar adına teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz ve bu şekilde "Yerlerde göklerde sizlerden daima razı olacaktır" diyoruz.

Saygılarımızla

Arş.Yaz.Mak.Yük.Müh.Kayhan Şafak




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —